Ulusal Manşet - Türkiye'den Haberiniz Olsun

Erdoğan, İlk eğitimi Yunus Emre Enstitümüz verecek

Eğitim

Somali - İstanbul Üsküdar'daki Sağlık Bilimleri Üniversitesi Fahri Doktora Tevdi Töreni'ne katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkçe hazırlık eğitimi Yunus Emre Enstitüsü tarafından verilecek olan Somali Mogadişu Recep Tayyip Erdoğan Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu'nun açılışını gerçekleştirdi.

Somali - İstanbul Üsküdar'daki Sağlık Bilimleri Üniversitesi Fahri Doktora Tevdi Töreni'ne katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkçe hazırlık eğitimi Yunus Emre Enstitüsü tarafından verilecek olan Somali Mogadişu Recep Tayyip Erdoğan Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu'nun açılışını gerçekleştirdi.

Türkiye tarafından Somali'nin başkenti Mogadişu'da yaptırılan ve Türkçe hazırlık eğitimi Yunus Emre Enstitüsünün Türkçe okutmanları tarafından verilecek olan "Sağlık Bilimleri Üniversitesi Somali Mogadişu Recep Tayyip Erdoğan Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan açılışı, İstanbul Üsküdar'da düzenlenen Sağlık Bilimleri Üniversitesi Fahri Doktora Tevdi Töreni'nden telekonferans yoluyla Mogadişu'ya bağlanarak gerçekleştirdi.

Erdoğan: İlk eğitimi Yunus Emre Enstitümüz verecek

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün açılışını yapacakları ve büyük bir kadir şinaslık örneği gösterilerek isminin verildiği Somali Mogadişu Recep Tayyip Erdoğan Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulunun da hayırlı olmasını diledi.

Somali'de meslek yüksek okuluna kabul edilen öğrencilerin evvela, Yunus Emre Enstitüsü tarafından verilecek, Türkçe hazırlık eğitimi göreceklerini anlatan Erdoğan, bu öğrencilerin hem Türkçe öğreneceklerini hem de sağlık alanında kaliteli eğitim ve öğretim alacaklarını söyledi.

Erdoğan, bu öğrencilerin hem Somali'de büyük bir ihtiyacı karşılayacaklarını hem de sağlık alanında uzun yıllar sürecek iş birliğinin beşeri kaynaklarını oluşturacaklarını ifade etti. Somali'yi 3 kez ziyaret ettiğini hatırlatan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"İlk ziyaretim orada en sıkıntılı anın yaşandığı dönemdi ve o zaman Somali'nin çocuklarıyla, Somali'nin anne-babalarıyla bir araya gelme fırsatını buldum. O yaşadığım anı unutamıyorum. Ondan sonra Somali'de yaptırdığımız hastanenin ve meslek yüksek okulunun açılışını yapmaya gittik. Tabii bu arada orada yol da yoktu. Onların hamdolsun açılışını yaptık. Bir de havaalanını yapmıştık. Havalanının açılışını yaptık. Son gidişimde de dünyanın hiçbir yerinde olmayan bir büyükelçiliğimizi Somali'de açtık. Bizlere tahsis ettikleri deniz kenarındaki 80 dönüm arazi üzerinde çok farklı bir mimariyle muhteşem bir büyükelçilik külliyesini orada açtık.

Bu da bizim hem Somali'ye nasıl bir önem verdiğimizi göstermesi bakımından çok önemliydi. Bu arada bazı müteşebbislerimiz başta Somali Havalimanını yapıp, işleten, ondan sonra Mogadişu Limanını aynı şekilde alıp işleten müteşebbislerimiz de Somali'ye Türkiye'nin ve Türk müteşebbisinin ne kadar önem verdiğini göstermesi bakımından çok önemliydi. Şimdi içeri girdiğimiz andan itibaren Somalili gençlerimizi görünce, Somalili gençlerimizin geleceğe yönelik arzu ve niyetlerini görünce gururum daha da arttı. İnanıyorum ki burada tahsillerini bitirdikten sonra onlar Somali'ye çok daha farklı dönecekler."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Somalilli öğrencilere de "Burada kalmayacaksınız. Doğru Somali'ye. Çünkü Somali'yi ayağa siz kaldıracaksınız. O bakımdan sizi Somali bekliyor. Siz orada ayrıca şifa dağıtacaksınız" şeklinde hitap etti.

Mevcut hastanede Somali'nin doktorları görev ifa ederse, ülke halkının çok daha huzurlu ve mutlu olacağını dile getiren Erdoğan, "Bizler de oraya gittiğimiz zaman 'Türkçe bilen var mı?' diye sormayacağız. Sizler zaten Türkçeyi bizden daha güzel konuşuyorsunuz." dedi.

"En ufak korkum, endişem yok"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Dokunulmazlıklar üzerinden meclise, devlete, millete, yargıya meydan okuyan, hatta hakaret eden bu densizlerin amacı, Türkiye'yi uluslararası alanda sıkıntıya sokmaktır. Açık, net söylüyorum; benim uluslararası bu saldırılardan en ufak bir korkum, endişem yoktur." dedi.

Erdoğan, Sağlık Bilimleri Üniversitesindeki Fahri Doktora Tevdi Töreni'nde yaptığı konuşmada, üniversite yönetimine, şahsına tevdi ettikleri fahri doktora unvanı için teşekkür etti.

Geçen yıl eğitim öğretim hayatına başlayan üniversitenin, 2016-2017 akademik yılının hayırlı olmasını dileyen Erdoğan, bugün aynı zamanda içinde bulundukları tarihi binanın faaliyete geçmesinin 113. yıl dönümü olduğunu hatırlattı.

Bu mekanın çok farklı bir mekan olduğunu dile getiren Erdoğan, bu mekanı da üniversitenin yönetiminin aslına döndüreceğine inandığını söyledi. Emaneti sahiplenmenin, emaneti aslına döndürmek suretiyle nesillere tevdi etmenin bir görev olduğunu ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kubbeye baktığımız zaman kubbenin dört bir köşesinde bakıyorum ki şu anda karşım Hasan, Hüseyin... Onları görüyorum. Kubbe zaten malum. Orada da yine aynı şekilde sinyal geliyor. Herhalde 15 Ağustos itibariyle buranın ihalesi var. İhaleyle birlikte restorasyon başlayacak. Restorasyonla birlikte şu tarihi külliyenin, ne kampüs ne yerleşke... külliyenin aslına rücu ettiğini görmek de bizim için büyük bir heyecan doğuracaktır. Bu konuda 15 Kasım önemli bir miladımız olacaktır. Temenni ederim ki güçlü ve bu işe hassasiyet gösterecek bir firma bunu kazanır. Süratle de inşallah külliyemiz aslına avdet eder. Cennet mekan Abdülhamit Han tarafından inşa ettirilen Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane 6 Kasım 1903 tarihinde bizzat Sultan Abdülhamit Han tarafından hizmete açılmıştır. Bu binanın geçtiğimiz yıl kurulan Sağlık Bilimleri Üniversitesi'ne tahsisiyle beraber Abdülhamit Han'ın gayesine uygun bir misyona yeniden kavuştuğunu düşünüyorum."

"Türkiye'nin çıtayı her geçen gün daha yükseğe taşıması gerekir"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gülhane Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane binasında ve diğer birimlerde eğitim, öğretim gören öğrencilerin, üniversitenin sahip olduğu tarihi misyonun bilinciyle hareket edeceklerine inandığını da vurguladı.

Sağlık hizmetleri alanında dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alan Türkiye'nin çıtayı her geçen gün daha yükseğe taşıması gerektiğini dile getiren Erdoğan, bunu sağlayacak olanın da bu tarihi okulun hocaları ve öğrencileri olduğunu söyledi.

Üniversitenin Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl'ün, uzun yıllar süren siyasette beraberliğin yanında, sağlık ekibinin yöneticisi olarak yakın çalışma arkadaşlığını yaptığını aktaran Erdoğan, "Üniversitemiz akademi ve siyaset gibi iki önemli alanda çok ciddi birikimi bulunan Cevdet hocamızın liderliğinde, kendi alanında kısa sürede ülkemizin en prestijli eğitim kurumu haline dönüşecektir. Çünkü Cevdet hocamızın bir özelliği var, sabah 9, akşam 5 gibi çalışmaz, mesai sınırsızdır. Benimle beraber öyleydi, ondan sonra da bir değişiklik olmamıştır, inşallah öyle de devam edecektir. Cumhurbaşkanı olarak desteğim, tüm eğitim öğretim kurumlarımıza olduğu gibi Sağlık Bilimleri Üniversitemizin de daima yanında olacaktır." diye konuştu.

Türkiye'deki yüksek öğretim konusunda hasbihal etmek istediğini dile getiren Erdoğan, "Gündemimde sağlık alanında katettiğimiz mesafe, yine bu alandaki 2023 hedeflerimiz gibi hususlar da var. Ancak uzun zamandır ya bir terör olayı ya da terörle mücadelede yaşanan gelişmeler sebebiyle gündemimizin diğer konularını yeteri kadar konuşma, tartışma imkanı bulamıyoruz. Bu durumdan duyduğum rahatsızlığı da her fırsatta dile getiriyor, arkadaşlarımı kendi gündemlerine, asli işlerine odaklanmaları yönünde ikaz ediyorum." dedi.

"Hadi otur da parlamentoda işine bak"

Cumhurbaşkanı olarak imkanları elverdiği ölçüde 2023 hedefleri kapsamında çalışmalar başta olmak üzere büyük projeleri, önemli yatırımları yakından izlediğini, katkı vermeye çalıştığını anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bazı meseleler var ki onlarla ilgili değerlendirmelerimizi, kamuoyuyla paylaşmak da en az diğer konular kadar önemli hale geliyor. Önceki gün başlayan ve hala devam eden terör örgütü PKK'ya destek veren milletvekilleriyle ilgili süreç de işte böyle bir konudur. Terör örgütü PKK'nın boyutu Kandil'de değil, onun parlamentodaki uzantıları var. Biz bu işin önünü açtık. Bunlar varsınlar parlamentoda mücadelelerini sürdürsünler. Ne yazık ki bunlar, burayla yetinmediler. 7 Haziran'da 80 milletvekili yakaladılar. Tamam işte 80 milletvekili bak. Hadi otur da parlamentoda işine bak. Yok, 80 milletvekilini aldıkları günün ertesinde Diyarbakır'da halkı sokağa davet ettiler ve 50 kişinin ölümüne neden oldular. Ölen Kürt'tü, öldüren Kürt'tü. Bunu onlar yaptı. Esasen yaşanan hadise çok açık ve nettir."

"Bu densizlerin amacı..."

TBMM'nin geçen mayıs ayında milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırdığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:

"Bu sadece onlara yönelik bir olay değil. Fakat şu anda Batı'nın ağzına bakın. Batı şu anda nasıl değerlendirmeler yapıyor. Bu düzenleme Anayasa Mahkemesine götürüldü biliyorsunuz. Yüksek Mahkeme de yapılan işlemi ne yaptı? Hukuka uygun buldu. Bunun üzerine genel başkanlar dahil olmak üzere, yargı safhasında dosyası olan milletvekilleri ilgili adliyelere gidip ifadelerini vermeye başlamışlardır. Ancak bir siyasi partinin mensupları, en başında beri ısrarla bu konuyu tahrip unsuru haline getirmeye çalışmışlardır. Hatta önceleri meydan okudular; 'Benim dokunulmazlığımı kaldırın, hemen yargıya gitmeye hazırım'. Tamam o zaman öyle diyordun da daha sonra ne oldu sana. Daha sonra aksini yapmaya ve kaçmaya çalıştılar.

Dokunulmazlıklar üzerinden meclise, devlete, millete, yargıya meydan okuyan, hatta hakaret eden bu densizlerin amacı, Türkiye'yi uluslararası alanda sıkıntıya sokmaktır. Açık, net söylüyorum; benim uluslararası bu saldırılardan en ufak bir korkum, endişem yoktur. Benim için aslolan milletimdir. Milletim ne diyor? Aslolan budur. Yoksa, 'Batı ne diyor?' Batı bizim için hiçbir zaman hayırlı rüya gördü mü? Görmüyor. 53 sene Avrupa Birliği'nin kapısında bekletilen Türkiye için Batı'dan biz ne bekleyeceğiz. Kendimizi aldatmayalım. Biz kendi göbeğimizi, kendimiz keseceğiz."

Sabancı Suikasti

Erdoğan, Sağlık Bilimleri Üniversitesinin Fahri Doktora Tevdi Törenindeki konuşmasında, Sabancı suikastının failine değindi. Failin bir kaç kere yakalandığını, bir kapıdan sokulup, öbür kapıdan bırakıldığını aktaran Erdoğan, şöyle konuştu:

"Her alanda yaptıkları iş bu. Ama bizler bu konuda onların bu yaklaşım tarzına karşı somut güvenlik anlayışımızı inşallah bunlara deldirmeyeceğiz. Böyle baskılarla, maskılarla, gazetelerle bizi karikatürize edecekler, bilmem ne yapacaklar, bunun neticesinde de bizler geri adım atacağız. Boşuna bu şeylerde kafalarını yormasınlar. Biz bunların ne olduğunu gayet iyi tanıyoruz, biliyoruz. Tarihlerini de iyi okuduk. Onu da iyi biliyoruz. 14 yıllık Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığım döneminde de gayet iyi tanıdım bunları. Artık hücrelerini okuyorum. Onlar bana diktatör demiş, bilmem şunu demiş, bunu demiş. Hiç umurumda değil. Bir kulağımdan girer, öbür kulağımdan çıkar. Milletim ne diyor, önemli olan bu. Onun için de ben milletime efendi değil, hizmetkar olmaya geldim, derken bunu kastediyorum."

Böyle bir ortamda kendilerini ifade vermek üzere davet eden yargı mensuplarını, dolayısıyla Türk devletini hiçe sayanlara müsamaha gösterilmesinin söz konusu olamayacağını ifade eden Erdoğan, "Meclisin karar verdiği, Anayasa Mahkemesinin hukuka uygun bulduğu, yargının kendi usulü çerçevesinde harekete geçtiği bir konuda birilerinin çıkıp 'Biz sizi tanımıyoruz' demesi aslında 'Bunun için bize yapılacak her türlü muameleyi de peşinen kabul ediyoruz' anlamına geliyor. Çünkü hukukun usulü bellidir; ifade vermeye gitmezsen zorla götürülürsün. Önceki gün yapılan işlemlerin adı tam olarak işte budur, yani hukukun işletilmesidir. Bu ülkede hiç kimse layüsel değildir. Hiç kimse kendisini hukukun üstünde, dışında, sağında, solunda göremez." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yargının her kararını kayıtsız, şartsız doğru kabul etmek diye bir şeyin de olamayacağını vurgulayarak, bunun ayrı mesele olduğunu, yargı kararlarıyla ilgili itirazların usulünce işleme sokulduğunu, eleştirilerinin de yüksek sesle ifade edilebildiğini söyledi.

Şahsen kendisinin de geçmişten beri, hatta şu anda dahi yargının tenkit ettiği pek çok kararı ve uygulaması olduğunu belirten Erdoğan, Anayasanın 138. maddesinin çok açık ve net ortada olduğunu, kimsenin yargının tarafsızlığına ve bağımsızlığına, yargı sürecinde tesir altına almak, ona müdahale etme hakkına sahip olmadığını, kendisinin dahi böyle bir yetkisinin olmadığını kaydetti.

"Asla ben bu kararı tanımıyorum demedik"

Erdoğan,bunların kimini herkesle, kimini de sadece ilgilileriyle paylaştığını, "Ama asla ben bu kararı tanımıyorum. Hadi sıkıysa gelin, zorla uygulayın, uygulatın, demedik, demeyiz." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1999'da hakkındaki hapis kararı tüm itiraz aşamaları geçilip kesinleştiğinde kuzu kuzu gidip, Pınarhisar'da cezasını çektiğini belirterek, bağırıp çağırarak şov da yapmadığını söyledi.

Cezaevinde yattığını, milletin de "Biz sizi partini kur, yola açık. Farklı yerde görmek istiyoruz" dediğini belirten Erdoğan, 16 ay sonra da iktidara geldiklerini, milletin kolay kolay sapmayacağını, milletin söylediğine kulak verilmesi gerektiğini anlattı.

Bu cezanın kendisine ülkeye, millete ihanet ettiği veya terör örgütlerini desteklediği için verilmediğini dile getiren Erdoğan, sadece Talim ve Terbiye Kurulunun  tavsiye ettiği bir şiirden dolayı bu cezaya muhatap olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İfadeye çağrılan malum partinin milletvekillerine yönelik suçlamalara baktığımızda, arabasıyla terör örgütüne silah taşımaktan, terörist nakline, sırtını terör örgütüne dayadığını ilan etmeye kadar her şey var. Bu eylemlerin, bu ifadelerin hiç biri de milletvekilliği görevi ve sıfatıyla ilgili değildir. Eğer siz milletvekili gibi değil de terörist gibi davranırsanız elbette terörist muamelesi görürsünüz. Bir fikri, bir siyaseti savunmakla terör örgütünü, teröristi, terör eylemlerini savunmak çok farklıdır. Bizim her türlü fikrin ifadesine, katılmıyor olsak da saygımız vardır. Ancak konu ülkenin bütünlüğü, milletin birliği, vatandaşların can güvenliği olduğunda hiç kimse kusura bakmasın, gözümüz kimseyi görmez. Sıfatı ne olursa olsun, kendi ülkesine, kendi milletine ihanet içinde olanların yargıya hesap vermesini sağlamak, bunun için gereken altyapıyı oluşturmak, bizlerin en başta gelen görevidir." ifadelerini kullandı. 

Bu sorumluğun gereklerini yerine getiremezlerse milletin yüzüne bakamayacaklarını dile getiren Erdoğan, uzun zamandır gittikleri her yerde, millet tarafından bu konunun önlerine getirildiğini, kendilerinden hesap sorulduğunu anlattı.

"Bizim yaptığımız yargıya gereken desteği vermektir"

Erdoğan, siyaset yoluyla gelinen her görevin aynı zamanda millete hesap verme yeri olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Bir kez daha ifade ediyorum. Bizim yaptığımız yargının görevini layıkıyla yerine getirebilmesi için gereken desteği kendilerine vermekten ibarettir. Diğer tüm işlemler yargı ve emniyet mensuplarının tasarruflarıdır. Şahsen bu tasarrufları da gayet yerinde buluyorum. Türkiyeyi kimsenin suç işleme imtiyazının olmadığı, doğrudan ve dolaylı hiç bir terör örgütünün faaliyet gösteremediği bir ülke haline getirmekle mükellefiz. Çünkü bizim görevimiz milletimizin huzurudur. Bizim görevimiz tüm kurumlarımızın sağlıklı bir şekilde çalışmasını temindir. Bunun içinde gerekli adımları atmakta kararlıyız."

Erdoğan, terör örgütüne verdikleri destek sebebiyle ifade vermek üzere gözaltına alınan, bir kısmı da tutuklanan milletvekilleriyle ilgili Batı ülkelerinden gelen tepkilere değinerek, "Rahatsız olanlar mı? Kaygılı olanlar mı? Hatta derinden kaygılı olanlar mı ararsınız. Ankara'nın anlayacağı güçte hareket etmekten bahsedenler mi ararsınız. Türkiye'nin demokrasiden uzaklaştırıldığını, Avrupa Birliği ilkelerine sırtını döndürdüğünü ifade edenler mi ararsınız. Hoş görülebilir seviyenin ilerisine geçtiğimizi söyleyen mi ararsınız. Daha neler neler. Batının siyasetçileri böyle söyler de medyası geri kalır mı? Onlar da kendilerine göre Allah ne verdiyse deyip döşemişler. Özellikle de tutuklanan eş başkanlardan biriyle ilgiyi yapılan Obama benzetmelerine çok güldüğümü ifade etmek isterim." diye konuştu.

"Son 3 yıldır yaşadıklarımız nedeniyle bakış açımız değişti"

Erdoğan, Sağlık Bilimleri Üniversitesi'nin Fahri Doktora Tevdi Törenindeki konuşmasında, "İnanın, çalışalım, gayret edelim, ilim olarak değerli hocalarım şu sevgili öğrencilerimizi geleceğe hazırlasınlar, biz bunları sollayıp aşar geçeriz. Hiç endişeniz olmasın." diye konuştu.

Türkiye'nin, son 3 yıldır yaşadığı hadiseler sebebiyle artık olaylara bakış açısını değiştirmiş, kendisine yeni yol çizmiş bir ülke olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Bundan sonra bizim için 'Şu ne der, bu ne der' diye bir ölçü yoktur. Artık bizim ölçümüz ülkemizin ve milletimizin bekası için ne yapılması gerekiyorsa onu yapmaktır." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2013 yılında Gezi olayları sırasında bu anlayışla hareket ettiklerini belirterek, aynı yılın sonunda yaşadıkları 17-25 Aralık emniyet yargı darbe girişiminde yine ölçülerinin bu olduğunu anlattı.

Erdoğan, şöyle devam etti:

"Orada da yargıya müdahale etmek istediler, polise müdahale etmek istediler. Onlarla beraber bir darbe girişimde bulundular. PKK, 20 Temmuz 2015'te çukur eylemlerini başlattığında, o yerleşim yerlerinde yaşayan sivil vatandaşlarımızın can güvenliğine itina gösteren bir yaklaşımla, yine devletin ve milletin bekası için ne gerekiyorsa onu yaptık. Türkiye 7 Haziran seçimlerinin ardından siyasi belirsizlik dönemine girdiğinde ben biraz seyrettim, bakalım ne yapacaklar. Birinci parti dolaştı, gezdi. Ardından hemen şunu başlattılar; görevin ikinci partiye verilmesi lazım. Ben siyasette çırak değilim, kalfa da değilim, elhamdülillah bir yere geldik. 40 yıl. Sana vereceğiz de sen ne yapacaksın? Sen bir defa Beştepe'nin yolunu bilmiyorsun. Beştepe'nin yolunu bilmediğin gibi bir de senin sayısal durumun zaten diğer iki partiyle de bir araya gelsen, bu hükümeti kurmaya yeterli değil. Niye? İktidar partisi zaten sayısal olarak çok çok fazla. Onun olmadığı bir ortaklık hükümetin kurulmasına zaten yeterli değil. Onun için 'Benim zaman kaybına tahammülüm yok' dedim. Anayasanın amir hükmü gereğince adımı attık ve tekrar seçim kararını aldık. Millet bizim bu kararımızı paylaştı, millet bu kararı paylaştığı için de işte olan netice çok açık, net, ortada ve böylece hamdolsun yeni bir süreç başarılı bir şekilde gelişti, gelişiyor. Anayasadan aldığımız yetkilerle bu yolu izledik, ülkeyi kazasız, belasız 1 Kasım'a ulaştırdık. 15 Temmuz darbe girişimi bu sıkıntılı sürecin aslında zirve noktasıdır. Bunu da görmemiz lazım. Türkiye o gece kendi ordusu içinde yuvalanmış bir grup teröristin, FETÖ ihanet çetesi mensubu vatan hainlerinin saldırısına uğramıştır."

Milletin dirayetli duruşu, cesareti ve kahramanlığı sayesinde bu kanlı darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlandığını vurgulayan Erdoğan, darbe girişiminin ardından ilan ettikleri olağanüstü hal çerçevesinde FETÖ ve diğer terör örgütleriyle mücadelelerini sürdürdüklerini kaydetti.

Bu mücadeleyi hem içeride hem dışarıda sürdürdüklerinin altını çizen Erdoğan, "Burada da asla taviz vermeye niyetimiz yok. Bu PKK olabilir, bu PYD olabilir, bu DHKP-C olabilir, bu YPG olabilir, bu DEAŞ olabilir, fark etmez. Hem içeride, hem dışarıda. Bu milletin bunlarla mücadele gücü vardır, kudreti vardır ve bu işi başarır." görüşlerine yer verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ana kadar da başarılı bir şekilde bu sürecin devam ettiğini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"DEAŞ terör örgütü Suriye'den ülkemize yönelik tehditlerini artırınca, 20 Ağustos'taki Gaziantep saldırısının ardından 'O bardağı taşıran son damlaydı', benim bir Gaziantep seyahatim oldu hemen ardından ve orada, o şehitlerimiz için bir mevlit tilavet edilecekti, ona katıldım. Daha sonra da hastanede yaralılarımızı ziyaret ettim. 5 yaşında, 6 yaşında yavruların ayağı kopmuş, kolu kopmuş, birçoğu farkında bile değil. Onları ziyaret ettikten sonra dedim 'Artık bizim daha sabredecek halimiz yok.' Döner dönmez arkadaşlarla onu konuştuk. Dedik ki 'artık biz kesinlikle Suriye'ye gireceğiz' ve Özgür Suriye Ordusuyla beraber, biz Suriye'ye girdik. Özgür Suriye Ordusunu eğit donat kapsamında biz zaten ülkemizde yetiştirmiştik. Eğitimlerini vermiştik vesaire. Onları biz Cerablus'a farklı bir bölgeden soktuk. Cerablus operasyonu aslında DEAŞ'a karşı verilmiş en başarılı operasyondur. Hiçbir mukavemet göstermediler, hemen çekilip gittiler. Onlar güneye doğru inerken, biz de onları tabii ki kovalıyorduk, bu arada da Cerablus'a, Cerablus halkı yerleşmeye başladı. Cerablus'un normalde nüfusu 60 bin civarında ama şu anda orada öyle bir nüfus yok. Fakat bu olaydan sonra yaklaşık 30 bin kişi şu anda Cerablus'a yerleşmiş vaziyette. Bununla kalmadık. Bu tabii işin Fırat'ın hemen batı kısmıydı, Fırat'a sınır, bize sınır olan bölgeydi. Dedik ki, 'Biz bir adım daha atmamız lazım.' El Rai'den ayrıca buraya bizim bir müdahalemiz gerekiyor. Çünkü  Suriye'nin kuzeyinde bir terör koridoru oluşturulmak isteniyordu ve bu terör koridoruyla Türkiye sürekli tehdit altına alınmak isteniyordu."

"Bunlarda dürüstlük yok"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu defa Özgür Suriye Ordusuyla El Rai'den girdiklerini ifade ederek, "Tabii ki arkalarında bizim özel kuvvetlerimiz var ve orada da yine herhangi bir dirayet gösteremediler ve kaçarak, güneye doğru indiler. Nereye kadar? Meşhur bizim tarihi Mercidabık'ı bilirsiniz. Şimdi yeni adıyla Dabık. Dabık'a kadar bunlar kovalandı. Dabık'ta çok direndiler fakat bir yere kadar o direnişleri kırıldı ve ondan sora Dabık'ı terk ettiler, El Bab'a doğru inmeye başladılar." dedi.

Hedeflerinin, El Bab'a doğru inerek, oradan da onları güneye kovmak olduğunu anlatan Erdoğan, "Şu anda bizim El Bab'a 12,13 bilemedin 15 kilometremiz var. Görev devam ediyor ama Dabık boşaltıldı. Peki buraya kim yerleşiyor? Buraya oradaki Arap kardeşlerimiz yerleşiyor. Kısmen az miktarda da olsa Türkmenler. Cerablus'ta da var, Rai'de de var ama ağırlıklı o bölgeler Arap bölgesidir. Şu anda bu mücadele orada devam ediyor." diye konuştu.

Bu mücadele devam ederken hala birilerinin Kobani'de yaptıkları oyunu buralarda da oynamak istediğini vurgulayan Erdoğan, "Dedik ki hayır. Burada bu oyunu size oynatmayacağız. Burada kararlıyız." ifadelerine yer verdi.

Şu anda dikkatli bir şekilde, müteyakkız bu mücadelenin sürdüğünü belirten Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

"İşte Fırat Kalkanı Harekatı'nın hedefi... Ben bunu sayın Obama ile de paylaştım, sayın Putin ile paylaştım. Dedim bu bölgede 5 bin kilometrekarelik bir terörden arındırılmış bölge ilan edelim. Defaatle bunu Obama ile de konuştum, Putin'le de konuştum. Dedim ki; 'Gelin bunu yapalım, burayı uçuşa yasak bölge ilan edelim ve buranın sosyal donatı alanlarıyla birlikte biz inşasına varız, siz de bize parayı temin edin, bunu yapalım.' Şansölye Merkel ile de bunları konuştuk. Hepsi de mutabık kaldıklarını söylediler, 'güzel bir senaryo' dediler. Tamam o zaman bu senaryoyu uygulayalım. Uygulamaya gelince her zaman yaptıkları oyunu yaptılar. Avrupa Birliği'nde ne dediler? '3 milyar avroyu biz bu yıl için size vereceğiz' dediler. '3 milyar avro da 2017-2018' dediler. Şu anda verdikleri 200-250 milyon avro. Bunlar dürüst değil, samimi değil. Bu parayı bize vermiyorlar. Bu para uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla oradaki garip, gurebaya güya Kızılay'a vereceklerdi. Bilmiyorum (Kızılay Başkanı) Kerem size bir şey geldi mi? İmzaladık diyorlar, hala bir şey gelmedi. Bunlar böyle. Fakat bizim şu anda harcadığımız para 13-14 milyar doları buldu. Bu bizim bütçeden harcadığımız para. Bir de STK'larımızın harcadığı para var o da o kadar. Nereden bakarsan bak 25-26 milyar dolar. Dürüstlük kazanmıyor görüyorsunuz. Bunlar da ise dürüstlük yok."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son yaşanan olaylarda Avrupalı bakanların Türkiye'ye hücum ettiğini, buraya gelip gittiğini ifade ederek, malum partiyi ziyaret ettiklerini söyledi.

Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Ne olacak gelip gideceksiniz, burada kararı mı değiştireceksiniz? Burada hukuk var. Biz bunlara bir şey söylediğimiz zaman diyorlar ki, 'Biz hukuk devletiyiz, dolayısıyla biz hukuka müdahale edemeyiz, hukuk bağımsızdır, tarafsızdır.' Seninki tarafsız, bağımsız; bizdeki hukuk, guguk mu? Bizimki de tarafsız, bağımsız. Sen nasıl saygı istiyorsan bize de saygı duyacaksın, kusura bakma... Birçok olayda hep bunu önümüze bahane olarak çıkarmışlardır. 

4 bin MİT dosyası verdim ben sayın Şansölye'ye. 4 bin. Teröristlerle ilgili. 6 ay kadar önce İstanbul'da yaptığımız görüşmede 'Ben size 4 bin dosya vermiştim. Hatırlıyor musun?' dedim. 'Hatırlıyorum' dedi. 'Peki ne oldu o dosyalar?' dedim. Dedi ki 'O dosyalar şu anda 4 bin 500 oldu.' 'Ne olacak?' dedim. Geciken adalet, adalet değildir. Siz adaleti geciktiriyorsunuz. Şu anda saygıdeğer hocalarım, sevgili öğrenciler, Avrupa birlik olarak, PKK'yı terör örgütü ilan etmesine rağmen, teröre Avrupa yataklık yapmaktadır." 

"Batı'nın gerçek yüzünü görmek çok kolay"

Erdoğan, Batı'nın haksız ithamlarla Türkiye'ye saldıran siyasetçilerinin ve medya kuruluşlarının, gerçek yüzlerini görmenin aslında çok kolay olduğunu söyledi.

Bunun için hiç uzağa gitmeye de gerek olmadığını belirten Erdoğan, aynı kişilerin, cuma sabahı Diyarbakır'da patlayan bombayla orada şehit edilen 11 kişiyle, yaralanan 100 kişiyle ilgili rahatsızlık ve kaygı ifadelerinin duyulmadığını kaydetti.

"Ben duymadım. Bilmiyorum duyanlarınız oldu mu?" diyen Erdoğan, bunların hepsinin 15 Temmuz'da zaten sınıfta kaldığını, "Türkiye'de bir darbe girişimi oldu; ziyaret edelim, geçmiş olsun diyelim" demediklerini anlattı.

Erdoğan, Türkiye eşine ender rastlanacak çapta ve mahiyette bir darbe girişimi, vatandaşlarının tarihe altın harflerle yazılacak sağlam duruşu sayesinde bertaraf edilirken bunlardan çıt çıkmadığını ifade ederek, çoğunun olayın hemen ardından bizzat gelip destek vermediğini, bir geçmiş olsun için, hükümetin bu işin üstesinden gelmesinin ardından, 3 gün sonra aramaya başladığını söyledi.

Son 1 yılda verilen mücadele 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 20 Temmuz 2015'ten bu yana PKK'nın, 787 güvenlik görevlisini, 312 sivil vatandaşı şehit ettiğini belirterek, şöyle devam etti:

"Bu eylemlerde 4 binin üzerinde güvenlik görevlimiz, 2 binin üzerinde vatandaşımız da yaralandı. Bölücü terör örgütüne yönelik operasyonlarda 5 bin 500 silah, 650 bin mermi, 142 ton patlayıcı malzemesi, 15 bine yakın bomba ele geçirildi. Ey batı, bunları duy bakalım. Bir başka ifadeyle Türkiye terör örgütüne karşı pek çok batı ülkesinin İkinci Dünya Savaşından beri görmediği, yaşamadığı çapta bir mücadeleyi sadece bir yılda verdi. Bunların elinde yakaladığımız silahlar var ya, hepsi batının silahları. Artık ağır silahlar da kullanmaya başladılar. Bu silahlarla geliyorlar. Bahaneler hazır. Ne diyorlar? 'Irak'taki koalisyon güçlerine bunları vermiştik, herhalde oradan onların eline geçti.' Ya kimi uyutuyorsunuz ya... Bunları direkt veriyorsunuz kendilerine. Aynı şey Suriye'de. Bunca şehit, bunca yaralı, ele geçirilen bunca silah, patlayıcı konusunda batı ülkelerindeki siyasetçilerin, medya kuruluşlarının herhangi bir endişe, kaygı, tepki ifadelerine rastlamadık. Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve Türk milletinin maruz kaldığı terör saldırılarına işte bu kadar ilgisiz, bu kadar bigane, bu kadar kör olanlar, hadise terör örgütleri ve onlara destek verenler olunca birden ortaya dökülüyorlar. Hal böyle olunca da bu olayların müsebbibi olan, terör örgütünü destekledikleri için ifadeye çağrılan, gelmeyip zorla ifadeleri alınan, kimi serbest bırakılan, kimi tutuklanan milletvekilleri konusundaki feveranları da açıkçası umurumuzda değil."

Erdoğan, şimdi "Terör eylemleri ve terör örgütü başka, siyasi konular başka" diyeceklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 20 Temmuz 2015 ölçü olarak alındığında, 1 yılı aşkın süredir, ülkenin belli yerlerinde bir siyasi partinin çok sayıda mensubunun, bölücü terör örgütünün üyeleri tarafından katledildiğini, aralarında milletvekili adaylarının, ilçe başkanları, belediye meclis üyeleri olduğunu, her kademeden siyasetçi bulunduğunu anlattı.

Erdoğan, "Bunlar öldürülürken, bakınız gözaltına alınmalarından değil, taammüden öldürülmelerinden söz ediyorum. Aynı çevrelerin en küçük bir kaygılarını, derinliğinden vazgeçtik, şöyle yüzeysel de olsa bir endişelerini görmedik, duymadık. İktidar partisinin il başkan yardımcılarını, ilçe başkanlarını, gençlik kolu başkanlarını öldürüyorlar. Hani nerede batı? Şu anda en az 30'a yakın kaçırdıkları mühendis, öğretmen, polis, subay var. Hani nerede sesiniz? Öğretmenler var. Niye sesiniz çıkmıyor? Batı bu konularda da sessiz. Ötekiler siyasetçi, bunlar siyasetçi değil mi? Ötekiler insan, bunlar insan değil mi? 14-15 yaşındaki Yasin Börü'yü bir binanın üçüncü katından attılar. Bugün yarın tekrar yargılaması devam ediyor. Atmakla kalmadılar üstünden de arabayla geçtiler. Böyle şehit ettiler. Ses var mı? Yok. Bütün bunları söylerken elbette karşımızdakilerin kafalarının arkasındaki gerçek niyetleri bilmiyor değiliz." ifadelerini kullandı.

Belçika mahkemesinin kararı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Belçika'da bir mahkemenin nihayet ağzındaki baklayı çıkardığını, mahkemenin Avrupa Birliği'nin terör örgütleri listesindeki PKK'nın eylemlerini terör suçu değil de silahlı mücadele kapsamında gördüğünü ifade ettiğini söyledi.

"Bunların ben aklını neyle yediklerini bilemiyorum" diyen Erdoğan, üst düzey tüm yöneticilerinin Avrupa ülkelerinde cirit attığı PKK'nın nasıl olup da bu kadar rahat hareket ettiğinin, böylece anlaşılmış olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

"Burada sorulması gereken soru şudur: Yarın Avrupa ülkelerinde terör eylemleri düzenleyen bir örgütün işlediği cinayetleri biz veya bir başka devlet, silahlı mücadele kapsamında görmeye kalkarsa ne olacak? Diyelim ki bizim bir mahkememiz çıktı, Avrupa'da herhangi bir ülkede, bir yılda 700-800 güvenlik görevlisini katletmiş, binlercesini yaralamış, bir orduyu donatacak kadar silah ve mühimmat yakalatmış bir örgütü böyle vasıflandırdı. Bu yaklaşım beraberinde örgüt üyelerinin ülkede diledikleri gibi hareket edebilmelerini sağlayacak rahatlığı da getiriyor. Böyle bir durumda batı ülkelerinin vereceği tepkiyi az çok tahmin ediyoruz. Ama bu da bitmiyor. Yarın ülkemde yakalanmış bunların aradığı bir terörist olursa ve bunu da bizden isterlerse, o zaman bizim vereceğimiz cevap ne olacak. Onu da onlar düşünsün."

Arapların "Men dakka dukka" sözüne atıfta bulunan Erdoğan, "Siz mi böyle yapıyorsunuz? Buyurun aynıyla biz de size cevap veriyoruz." dedi.

Erdoğan, tüm bu tepkiler karşısında yapılacak şeyin herhalde demokrasi, hoşgörü, Avrupa Birliği ilkeleri gibi ifadeleri sıralayıp ardından Avrupa'nın aksi yöndeki uygulamalarını, endişeleri ve kaygıları dile getirmek olduğunu kaydetti.

Şu anda görülen muamelenin bu olduğunu dile getiren Erdoğan, "Batı dünyası bir süredir kendi eliyle kendi sonunu hazırlayacak uygulamalar içerisindedir. Bumerang gibi dönecek, bir gün onları da vuracak. Terör  örgütleri karşısındaki ilkesiz, ikircikli, riyakar tutum bunların başında geliyor. Mültecilere karşı sergilenen insanlık dışı tavrı da unutmamak lazım. Irkçılık, yabancı düşmanlığı, İslam düşmanlığı gibi batının geçmişinde zaten var olan hastalıklar da yeniden nüksetmeye başladı." diye konuştu.

Akdeniz'de, Ege'de ölen çocukları, kadınları ve erkeklere işaret eden Erdoğan, "Binlerce, on binlerce yine başladı. Tamamen kendi yanlışlarının ürünü olan küresel ekonomik krizin üstesinden gelemeyen batı ülkelerinin yaşadığı bu savrulma ortak geleceğimizi tehdit ediyor. Suriye'de ve şimdi de Irak'ta göz göre göre oluk oluk Müslüman kanı akıtan, akıtacak olan politikaları sinsice ve hatta gerektiğinde zorla dayatanlar da aynı ülkelerdir. Kendi sınırları içinde kurdukları suni refah ve güven iklimini sürdürebilmek için dünyanın kalanını kana ve ateşe boğmayı göze alanlar attıkları her adımda şunu iyi bilmemiz lazım, insanlıktan biraz daha uzaklaştıklarını bilmelidirler. İnsanlığını kaybeden her şeyini kaybeder. Bu sürdürülebilir bir durum değildir. Batının bu bencillikten, bu hayati yanlıştan dönerek, tüm insanlığın ortak geleceğini gözeten bir yaklaşımı benimsemesini temenni ediyorum." ifadelerini kullandı.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi'ne fahri doktora unvanı için teşekkür eden Erdoğan, çalışmalarında ve yeni öğretim yılında başarılar diledi.

Törenden notlar

Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başlayan tören, İstiklal Marşı'nın okunması ve saygı duruşunda bulunulmasıyla devam etti. 

Törendeki konuşmaların ardından, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a tevdi edilen fahri doktora unvanı Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl tarafından takdim edildi.

Törene Sağlık Bakanı Recep Akdağ, İstanbul Valisi Vasip Şahin, Türk Kızılayı Genel Başkanı Kerem Kınık da katıldı.

Konuşmasının ardından hediye takdimi yapılan Erdoğan, daha sonra Sağlık Bilimleri Üniversitesi Somali Mogadişu Recep Tayyip Erdoğan Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu ile yapılan canlı bağlantıda, okul hakkında bilgi aldı.

Tören öncesinde Erdoğan, Sağlık Bilimleri Üniversitesi olarak kullanılan tarihi binanın günümüze kadar olan sürecini anlatan "Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane'nin Kuruluşu" sergisini gezdi. Erdoğan'a, Prof. Dr. Erdöl de sergi hakkında bilgi verdi.

Hazırlık sınıflarında okuyan 200 öğrenci var

Somali Mogadişu Recep Tayyip Erdoğan Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu'nun tamamen Türkçe olan hazırlık sınıfında okuyan 200 öğrencisi bulunuyor. Yunus Emre Enstitüsü ayrıca Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu öğrencilerinin dışında Somalili doktor ve hemşirelere de Türkçe eğitimi veriyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iki yıl önce gerçekleştirdiği Afrika Boynuzu ülkeleri ziyareti kapsamında Somali'nin başkenti Mogadişu'da 200 yatak kapasiteye sahip Somali Türkiye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin açılışını gerçekleştirmişti.

Yorum yapabilmek için lütfen sitemizden üye girişi yapınız!
Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.