'Sanal medya platformları, sosyalleşme amacından uzaklaştı'
Memet Can YEŞİLBAŞ/BURSA, (DHA)-TÜRK Psikologlar Derneği Genel Başkan Yardımcısı Uzm
TÜRK Psikologlar Derneği Genel Başkan Yardımcısı Uzm. Psikolog Ali Demirel, sanal medya platformlarının başlangıçtaki 'sosyalleşme' amacından uzaklaşıp, yapay bir ortama dönüştüğünü belirterek, kullanıcıları uyardı. Etkileşim ve ticaret odaklı yapıya dikkat çeken Demirel, Bağımlılık riski taşıyan sanal dünyanın bilinçsiz kullanımı, bireylerin gerçeklik algısını ve duygusal tepkilerini köreltebilir. Empati duygusunda da azalma görülebilir dedi.
Türk Psikologlar Derneği Bursa Şube Başkanı Uzm. Psikolog Ali Demirel, internetin yaygınlaşmaya başladığı dönemde sosyalleşme amacıyla kullanılan sanal medya platformlarının, bugün etkileşim ve ticaret odaklı bir yapıya dönüştüğünü belirtti. Demirel, Sanal medya ilk ortaya çıktığında 'sosyal medya' olarak adlandırılıyordu. Zamanla bu kavram, 'sanal medya'ya dönüştü ve bu yeni ismin daha gerçekçi ve açıklayıcı olduğu söylenebilir. Başlangıçta insanlar sosyalleşmek, birbirlerini bulmak ve iletişim kurmak amacıyla bu mecrayı kullanıyordu. Ancak günümüzde gerçeklikten uzaklaşan ve adeta ayrı bir dünya oluşturan bir yapıya evrildi. Bu nedenle 'sanal medya' ifadesi, bugünkü durumu daha doğru şekilde tanımlamaktadır. Eskiden sahip olduğu sosyal amaç ve içerikten uzaklaşarak daha yapay bir ortama dönüştüğünü söylemek mümkündür diye konuştu.
'KİŞİ FARKINDA OLMADAN BAĞIMLI HALE GELİR'
Sanal medyada yer alan beğeni, yorum ve paylaşım gibi unsurlarla kullanıcıya bir ödül hissi sunulduğunu belirten Ali Demirel, İnsanlar takdir edilme duygusunu elde etmek için içerik üretmeye yönelir. Bu durum, kumar bağımlılığındaki değişken ödül sistemine benzetilebilir. Örneğin, bir oyunda her zaman kazanamazsınız ama zaman zaman kazanç elde edersiniz. Sanal medyada da beğeni ve yorumlar düzensiz aralıklarla gelir. Bu belirsizlik, kullanıcıyı sürekli içerik üretmeye ve ödül beklemeye iter. Bu süreç zamanla beynin dopamin dengesini etkileyebilir. Dopamin, haz duygusuyla ilişkili bir hormondur. Dengesinin bozulması, kişiyi sürekli haz arayışına yönlendirir. Beyin bu döngüyü tekrar etmek ister ve kişi farkında olmadan ekran ve sanal medya kullanımına bağımlı hale gelebilir dedi.
'RUH SAĞLIĞINI KORUMAK ADINA DİJİTAL DETOKS YAPILABİLİR'
Yetişkinlerin sanal medyadaki olumsuz içeriklerden etkilenmemek için alabileceği önlemlerden de bahseden Ali Demirel, Ruh sağlığını korumak adına dijital detoks uygulamak bunlardan biridir. Aslında sanal medyayı zararlı hale getiren unsur, kullanım şekli ve süresidir. Bu nedenle kullanım dozunu ve içerik tercihlerini kontrol etmek büyük önem taşır. Kişilerin takip ettikleri hesapları ve maruz kaldıkları içerikleri bilinçli şekilde seçmeleri, kendilerine ait bir filtre oluşturmaları gerekir. Bunun yanı sıra farkındalık geliştirmek de oldukça önemlidir. Çünkü çoğu zaman içerik akışı içinde maruz kalınan içerikler fark edilmeden tüketilebilir. Örneğin, yoğun şiddet içeren bir içerikle karşılaşıldığında, bunun kişide ne hissettirdiğini ve nasıl bir etki bıraktığını birkaç dakika düşünmek bile farkındalık kazandırabilir. Bu tür küçük farkındalık çalışmaları, ilerleyen süreçte benzer içeriklerle etkileşime girmeyi azaltabilir. Sonuç olarak, kullanım sıklığı, içerik seçimi ve farkındalık düzeyi, sağlıklı bir sanal medya deneyimi için belirleyici unsurlardır diye konuştu.
ÇOCUK VE ERGENLERDE RİSKLER VE EBEVEYN ROLÜ
Yetişkinlerin, davranışlarını kontrol edebilme ve bilinçli filtreler oluşturabilme açısından daha avantajlı olduğunu ancak çocuk ve ergenlerde durumunun daha riskli olduğunu belirten Demirel, Yetişkinler farkındalıkla içerikten uzaklaşabilirken, çocuklar bunu yapmakta zorlanır. Ayrıca beyin gelişiminin henüz tamamlanmamış olması, bu etkilerin daha yoğun yaşanmasına neden olabilir. Bu nedenle çocukların ve ergenlerin ekran ve sanal medya kullanımı yakından takip edilmelidir. Burada en büyük sorumluluk, ebeveynlere düşer. Çocuklar ve ergenler açısından önemli risklerden biri de oyunlarda, sanal medyada ve televizyon içeriklerinde yer alan şiddet unsurlarıdır. Günümüzde yalnızca çocuklar değil, yetişkinler de bu tür içeriklere yoğun şekilde maruz kalmaktadır. Ancak özellikle gelişim çağındaki bireyler, bu içeriklerden çok daha fazla etkilenmektedir. Şiddet içeren oyunlar ve yayınlar, zamanla şiddetin normal bir davranış biçimi olarak algılanmasına yol açabilir. Çocuklar, bu tür eylemleri sıradan ve kabul edilebilir davranışlar olarak görmeye başlayabilir. Bu durum, şiddetin algılanış biçimini kökten değiştirebilir dedi.
'EMPATİ YOKSUNU DAVRANIŞLARA ZEMİN HAZIRLAR'
Sanal medyada kontrolsüz içeriklerin 'çözüm yöntemi' olarak sunulduğuna da dikkat çeken Demirel, Oyunlarda, dizilerde ve sanal medya içeriklerinde şiddetin çoğu zaman sorun çözen bir araç gibi gösterildiği görülür. Bu tür içeriklere maruz kalan çocuk ve ergenler, şiddetin etkili ve geçerli bir yöntem olduğu düşüncesini benimseyebilir. Bu durum zamanla pekişerek gerçek hayata da yansıyabilir. Benzer etkiler zaman zaman yetişkinlerde de görülebilir ve şiddetin çözüm olarak sunulması, bu davranışın taklit edilmesine de yol açabilir. Şiddet içerikli oyunlarda ölüm kavramının ele alınış biçimi de çocuklar için ayrı bir risk oluşturur. Oyunlarda ve çizgi filmlerde karakterlerin ölüp, yeniden hayata dönmesi, çocukların ölüm kavramını yanlış anlamasına yol açabilir. Psikolojik gelişim açısından, ölümün geri dönüşü olmayan bir durum olduğu gerçeği genellikle 10 yaş civarında tam olarak kavranır. Daha küçük yaşlarda çocuklar olayları somut şekilde değerlendirdiği için, bu tür içerikler onların zihninde karmaşa yaratabilir. Bu durum, zarar algısının da yanlış gelişmesine neden olur. Çocuk, şiddetin sonuçlarını hafife alabilir veya gerçek hayatta da benzer durumların telafi edilebilir olduğunu düşünebilir. Bu da kontrolsüz, empati yoksunu ve riskli davranışlara zemin hazırlayabilir diye konuştu.
'ZARAR ALGISI SOMUT VE ANLAŞILIR ŞEKİLDE ANLATILMALI'
Yetişkinlerin kendi dijital kullanım alışkanlıklarında uyguladıkları filtreyi, çocuklar için de geçerli kılmaları gerektiğini söyleyen Ali Demirel, Çocukların en çok zorlandığı konulardan biri, zarar algısıdır. Bu nedenle maruz kaldıkları içeriklerin neden ve nasıl zararlı olabileceği, somut ve anlaşılır örneklerle anlatılmalıdır. Bu açıklamalar, çocuğun gerçeklik algısını güçlendirmeye yardımcı olur. Her ne kadar filtreleme yapılmış olsa da çocukların zaman zaman uygun olmayan içeriklere maruz kalması mümkündür. Çocuğun içerikten ne kadar etkilendiği ve hangi içeriklere maruz kaldığı hızlıca değerlendirilmelidir. Zedelenen duygular tespit edilerek onarılmasına destek olunmalı, özellikle empati duygusu güçlendirilmelidir. Sonuç olarak, çocukları korumanın temelinde iki önemli adım vardır. Sağlıklı bir dijital filtre oluşturmak ve bu filtrenin yetersiz kaldığı durumlarda çocuğun duygusal gelişimini ve gerçeklik algısını yeniden güçlendirmek dedi.